RUX Atölye

III Alt çizim

İzlence

İzlenmeye değer olan. Film, dizi; ve neden.

Film3

1966

Andrei Rublev

Andrey Tarkovski

Sanatçının ne yaptığını değil, neye dayandığını anlatıyor.

Bir ikona ressamının hayatı, ama film boyunca neredeyse hiç resim yapmaz. Tarkovski onun yerine etrafında olup bitene bakar: kıtlık, akın, ihanet, susmaya yemin etmiş bir adam.

Sonda bir çan dökümü var. Babası öldüğü için tarifi bilmeyen bir çocuk, bilmediğini kimseye söylemeden koca bir çanı döker. Çalar mı çalmaz mı — film bunun üstünde durur, ve sanatın ne olduğuna dair söylenmiş en dürüst şey oradadır: kimse sana tarifi vermez, yine de dökmen gerekir.

Siyah-beyaz biten film son sahnede renge geçer ve Rublev’in gerçek ikonalarını gösterir. Bütün mesele o geçişte.

1975

Barry Lyndon

Stanley Kubrick

Mum ışığıyla çekilmiş bir film değil; mum ışığının ne olduğunu kabul etmiş bir film.

Kubrick, NASA’nın ay fotoğrafları için yaptırdığı f/0.7 objektifleri buldu ve kameraya taktırdı. Amaç teknik bir gösteri değildi: on sekizinci yüzyılda bir odanın gerçekten ne kadar aydınlık olduğunu göstermek istiyordu.

Sonuç, sinema tarihinin en sinir bozucu dersidir. Işık yetersiz olduğunda oyuncular yavaşlar, kamera kıpırdayamaz, sahne uzar. Yani ışığı kısmak yalnızca görüntüyü değil, oyunun ritmini de değiştiriyor. Bir kısıtı kabul edince ondan sonraki her şeyin değiştiğini görmek isteyen herkes bunu izlemeli.

Ayrıca kompozisyonların çoğu doğrudan dönemin resmine bakıyor — Gainsborough, Hogarth, Watteau. Kadraj kurmayı resimden öğrenmenin en açık örneği.

1982

Ressamın Sözleşmesi

Peter GreenawayThe Draughtsman's Contract

Bakmanın masum bir iş olmadığını anlatan en soğukkanlı film.

Bir ressam, bir malikânenin on iki çizimini yapmak için tuhaf şartlar içeren bir sözleşme imzalar. Çizerken gördüğü şeyler yavaş yavaş bir cinayetin kanıtına dönüşür — ama o bunu bilmez, çünkü yalnızca gördüğünü çizmektedir.

Greenaway’in derdi şu: tarafsız bir kayıt diye bir şey yok. Ressam bir çerçeve seçtiği anda bir iddia kurmuş oluyor. Kadrajın dışında kalan şey de kadrajın bir parçasıdır.

İzlemesi kolay bir film değil; diyalog ağır, mizah buz gibi. Ama bir işi teslim ederken “ben sadece çektim” diyen herkesin bir kere görmesi gerekir.

Dizi1

2016

Genç Papa

Paolo SorrentinoThe Young Pope

Barok'un bugün nasıl kurulacağını gösteren tek dizi.

Sorrentino, Vatikan’ı bir dekor olarak değil bir ışık problemi olarak ele alıyor. Mermer, altın, kırmızı kumaş ve tek kaynaklı pencere ışığı — yani on yedinci yüzyılın bütün malzemesi, dijital bir kamerayla.

Dizinin asıl dersi kompozisyonda: Sorrentino sık sık figürü kadrajın kenarına atıp ortayı boş bırakıyor. Boşluk bir hata değil, bir bekleme. Barok resim de aynısını yapar; gözü doldurmak yerine gözü bir yere sürükler.

Hikâye olarak eşit değil, bazı bölümler dağılıyor. Ama “sinematik” kelimesini ciddiye alan biri için her karesi bir alıştırma.

Belgesel1

2013

Tim'in Vermeer'i

TellerTim's Vermeer

Ustalığın gizeminin ne kadarı el, ne kadarı alet — sorusuna deneyle cevap veriyor.

Mucit Tim Jenison, Vermeer’in o imkânsız ışık geçişlerini optik bir düzenekle — bir ayna ve bir mercekle — yapmış olabileceğini düşünüyor. Sonra oturup bunu kanıtlamaya çalışıyor: odayı birebir kuruyor, boyayı kendi eziyor, ve resmi yapıyor.

Belgeselin güzelliği cevabında değil, seyrinde. Jenison ressam değil; teknik doğruysa resmin çıkması gerekir. Çıkıyor da — ama aylar sürüyor ve adam bitkin düşüyor.

Buradan çıkan şey şu: alet ustalığı ortadan kaldırmıyor, yerini değiştiriyor. Bugün elimizdeki her yeni araç için aynı tartışma yeniden yapılıyor, ve bu belgesel tartışmanın dört yüz yıl önce de aynı olduğunu gösteriyor.